Willam Shakspeare, paranın yozlaştırıcı etkisini anlattığı Atinalı Timon” adlı ünlü tiradında şöyle söz eder:

“…..

Altın! Sarı, pırıl pırıl halis altın! Yok tanrısı…

Şu kadarı yeter bunun karayı AK’a çevirmeye, eğriyi doğruya

Kötüyü iyiye, soysuzu soyluya, kocamışı gence, yüreksizi yiğide

İşte bu…

Bu sarı köle!...

Bağlar, çözer dinleri, günahkârı kutsar

Cüzamlıya bile taptırır insanı, alır hırsızı

Unvan verir, nişan verir, şan verir

Oturtur senatörle yan yana, budur

Kocamış dulu yeniden gelin eden

Hastanenin, çıbanlarını kusacağı kadını

Allar pullar da bu, ilkyazına kavuşturur.

Çekil karşımdan, kahrolası çamur,

İnsanlığın orta malı orospusu, sen

Ulusları (kişileri) birbirine düşüren

…”

Evet, hani derler ya, “Her şeyin başı para” diye… Tutkularımızı kamçılayan, dileklerimizi dayandırdığımız, isteklerimizi kışkırtan para… En çok da dostlukları bozan, dostluklar kuran para. Yani, “Altın… sarı pırıl pırıl halis altın!” İktidar muhalefet hesaplaşmaları yaptıran; şaşaa, şatafat, ikbal günleri ve ihanet ve ikiyüzlülük vs.

İyice düşünüldüğünde, para bir yığın “insanlık durumu” sunabilir bize.

“Orospu”nun Türk Dil Kurumu Sözlüğü’ndeki karşılığı: “Hayat kadını, kolay elde edilen düşük ahlaklı kadın olarak geçiyor. Para ve orospu... Shakspeare’in bu iki kavramı yan yana getirmesi hayli manidardır. Çünkü ikisi de insanı baştan çıkartan “kötülük” timsalidir ona göre.  Bir orospunun 30 saniyede karşısındaki kişiyi baştan çıkardığı söylenir.  Sahipsiz bir valiz para karşısında kim ne kadar dürüst ve uzun zamanlı seyirci olarak kalabilir? Her ikisi de “adam”ın dizlerinin bağını çözer; öyle anlar gelir ki pantolon kemerini bile çözdürür insana!..

Hatırlıyorsunuzdur, bu ülkeyi “28 Şubat” sürecine hazırlayan bir kesit vardı, tarihimizde  “Müslüm Gündüz-Fatime Şahin”olayı.

“Dinci” gericiliğin gemi azıya aldığı, “Refah-Yol” hükümetine karşı “ışık söndürme” eylemlerinin yapıldığı dönemdi. “Tarikatlar ve cemaatler” meydanı boş bulmuşçasına, “aşikâre” iktidar istemeye başlamışlardı. Bunlardan biri de “Aczmendiler” adıyla anılan tarikattı, biliyorsunuz. “Demokrasi ve laiklik dinsizliktir” diyerek ülkeye şeriatın gelmesini istiyorlardı, sokaklarda. Liderleri de Müslim Gündüz’dü. Bir gün hüküm giydiği bir dava nedeniyle polisler oturduğu evi basar, Fadime Şahin adlı bir kadın ile gayrı meşru ilişki halinde iken, çıplak vücuduna alelacele sardığı havluyla televizyonlara ‘perde’ olur. Yıllar sonra bunun darbeye zemin olsun diye “Ergenekoncular” tarafından düzenlenmiş bir komplo olduğu kayıtlara geçer.

Her ne olursa olsun buradan çıkardığım sonuç şudur:

En kuralcı bir din adamı bile, tıpkı William Shakespeare’nin “evrensel orospu” diye tanımladığı para karşısındaki durumuna benzer “beline sahip olamama” zaafını göstermekten kendini alıkoyamıyor ne yazık ki.

AKP yaklaşık 9 yıldır, dindarlık üzerinden siyaset yapıyor. Hem işin başında ağızlarından Allah kelimesi düşmüyor. Cami kapılarında, dini törenlerde kendilerini göstererek topluma “takva” ve “ahlak” sahibi olduklarını göstermeye çalışıyor. Gerçekten öyle mi?

İşte size somut bir örnek: 17 Aralık 2013 günü, aralarında bürokratlar, banka müdürleri kamu görevlileri ve kabine üyesi üç bakanın oğlunun da aralarında olduğu Türkiye tarihinin en büyük “rüşvet ve yolsuzluk” soruşturması. “Bal tutan parmağını yalar” sözünü doğrularcasına bir olay. Uçak dolusu sarı sarı altınlar… Valizlerde, ayakkabı kutularında paralar… Milyon dolarlık hediyeler… Kaçak yapılaşmalar… Kaçak villalar… Bankalardan kredi transferleri… vs. vs… “İktidar nimetlerinden yararlanmak” diyebileceğimiz bir olay. Şimdilik mahkemede.

AKP ve ‘başkişisi’, bütün bu olup bitenler için: Yabancı güçlerle işbirliği yapan ve devlet içinde “paralel devlet” biçiminde örgütlenen bir grup var; bu onların  komplo ve darbe girişimi”dir diyor.  

Oysa her şey, kamuoyu/halkın gözünde Müslim Gündüz gibi “çırılçıplak” ve büyük bir “riyakârlıkla” inkâr ediyorlar suçüstü durumlarını.

Hint mitolojisinde bir “peynir mitosu” vardır; evrenin kökenine dair, tanrının her şeyin başlangıcı olan denizin sularını çırparak katılaştırmasıyla açıklayan yeryüzü oluşumundan söz eder. AKP tıpkı emperyalizmin ve işbirlikçisi egemen burjuvazinin “Refah-Yol” la birlikte oluşan “kaos” dönemini çalkalaması sonucu oluşmuş bir partidir. Bu “kaos” ortamında oluşan partiden ebetteki “kıvır kıvır kurtlar” çıkacak, çıkmaya da devam edecektir. Kurtlanan tarafı bıçakla ne kadar temizlersen temizle peynir ve kurtların sürekli tekrarı kaçınılmazdır. Çünkü bu bir sistem sorunudur, AKP’de, bütün “sağ/milliyetçi/muhafazakâr” partiler gibi bu sistemin parçasıdır.