“Demokrasi halkın halk tarafından yönetilmesi değildir, halkın halk tarafından sopalanması demektir.”  Oscar Wılde  


      “Açtırma kutuyu söyletme kötüyü.”
diye bir sözce vardır, bilirsiniz. Bahsi geçen kutu Pandora’nın kutusudur, Eski Yunan mitolojisine göre insanlığın tüm günahlarının içinde barındırdığı söylenir. Bir gün Tanrı Zeus, bütün kötülükleri temsilen içinde barındıran bir kutuyu hediye olarak verdiği Pandora’ya,  Zeus’tan ateşi çalan Prometheus’un “sakın açma” dediği halde, Pandora’nın kutuyu açması sonucu yeryüzüne tüm kötülüklerin yayılması anlamına gelir.

17 Aralık 2013 AKP-Cemaat ilişkisini ifade eden, içinde siyaset adına iğrenç pisliklerin barındırıldığı, bir yönüyle “kötülükler kutusu” diyebileceğimiz kutunun açıldığı gündür. Kutuyu açan kişi, bu kutudan sahip olduğu niyet adına medet uman, hemen her siyasi iktidar döneminde emeline çıkar temin eden AKP iktidarıyla da çıkarını 10 misline çıkaran herkesin malumu olan “Hoca Efendi”dir. Kutu açılınca gördük ki, geçmişte sağ iktidarların bir tür siyaset tarzı olan yolsuzluk, rüşvet, dolandırıcılık, hilekârlık, eş dost kayırmaca vs. kısacası “haramzadelik”10 yıldır ülkeyi yöneten AKP’yi ve AKP’lileri ve paralelinde olan bütün cemaatleri sarıp sarmalamış.

İyi ki de açılmış bu kutu, “iktidarda” olan, “paralelde” bulunan her kim varsa,  birbirinin kirli çamaşırlarını ortaya sermek için adeta yarışıyor.  Bir süre önce AKP ve başında bulunan zat’ı yolsuzlukla ve hırsızlıkla deşifre eden Fetullah Gülen ve cemaati, şimdi bizzat kendisi Türkiye ekonomisine ve siyasetine yön veren egemen sınıf temsilcisi Koçlara ve Sabancılara ve bir kısım banka sermayesine çıkar sağlamakla suçlanıyor. Şu işe bak!... Daha dün el ele kucak kucağıydılar, şimdi her biri kuyuya itilen, kardeş kurbanı “Yusuf” oldu.

Buraya bir parantez açıp öncelikle şunun altını çizmek isterim. Ben fırsat buldukça okyanus ötesi’nde, CIA postunda oturan Hoca Efendi’nin ‘salya-sümük’ sohbetlerini dikkatle izlemeye çalışır, neler zırvaladığına dair notlar alırım. Şöyle söylüyordu bir zamanlar sohbetlerinden birinde:  “Yargılamayın, o zaman sizde yargılanmazsınız.”… “Siz, hangi ölçüyle ölçerseniz sizi de o ölçüyle ölçerler…” Şu an durum budur!...

***

 

Genel bir kural vardır: “Nasıl yaşıyorsanız öyle yönetilirsiniz.” Bunu İslam dini dahil hemen bütün din kelamı salık verir bize. Gerçekten öyle midir?

Ya da şöyle mi demeliyiz: “Kötü gidişattan herkes sorumlu mudur?”

Evet, ortada kötü bir gidişat varsa bunda herkesin az ya da çok payı vardır. Zira toplum yöneteni ve yönetileni ile bir bütündür. Ama ülkeyi yönetenler sütten çıkmış ak kaşık değildir hiçbir zaman. Esas suçlu ülkeyi yönetenlerdir; yönetenlerin/yönetilenlerin şekil aldığı devlet düzeni kabıdır; sözünü ettiğimiz kapitalist devlet nasıl işliyorsa, yönetenler ve yönetilenler de bu duruma göre işlev görür. Bütün toplumların tarihi bize göstermiştir ki, insanlar en baştan beri masumdur onu bu masumiyetten çıkarıp şeytanlaştıran insanların içinde yaşadığı mevcut düzenle özellikle de mülkiyetle olan ilişkisidir.

Cumhuriyet tarihi boyunca insanlar, önce ‘Said-i Nursi’nin sonra ‘Fetullah Hoca’nın bir “hizmet hareketi” olduğuna dair bir inançla uyutuldu. Biz sosyalistler 70 yıllarda faşist çetelerle halkın /emeğin hakkı için dişe diş vuruşurken sokaklarda / mahallelerde, o camilerde “haşhaşi” söylemleriyle insanların beynini yıkayıp, müritler topluluğu oluşturuyordu. 12 Eylül Askeri Darbesi’nin ve özellikle de bu ülkeye yıllarca, siyaseten kötülük etmiş olan Turgut Özal’ın (mekan/sin/rahmet bulmasın!) verdiği cevazla bugünlere geldiği aşikar. 

Bugün insana “insaf” dedirtecek gelişmelerle yüz yüzeyiz işin doğrusu. Din adına tüccarlığın ayyuka çıktığı böylesi bir dönem tarihte görülmemiştir. 10 yıldır AKP hükümetince cemaatlere aktarılan kaynakların haddi hesabı yok. Her ihaleden pay, her bakanlıktan pay, Diyanet İşleri zaten tümüyle cemaatlerin emrinde hareket etmiş.  Türkiye bütçesini “hallaç pamuğu atarsın gibi.” saçıp savurmuşlar. Amaç nedir?

Şöyle yanıt veriyor bu soruya AKP Dış İşleri Bakanı Ali Babacan: İnsan yetiştirmek…

Güler misin ağlar mısın?

Bahsettikleri acaba hangi insan?

Zenginlerin sofrasından dökülen birkaç kırıntı için ‘şükran’ ve ‘minnet’ duyan insan mı? Dizlerinin üstüne çökerek camilerde huşu içinde vaaz dinleyen insan mı? ‘İddia’ oyunları büfelerinde para kazanma hırsında olan insanlar mı? Piyango bileti alarak yarına kelebek uçuşu yapan insanlar mı? Stadyumlarda ahmakçasına bağırıp çağıran insanlar mı?  son on yılda Türkiye tarihinde hiç olmadık kadar artan kadın cinayetlerinin failleri mi, çocuk tacizcileri mi, koca katilleri mi bu insanlar? Karısını bir erkeğe adres sordu diye öldürenler mi? 13 yaşında bir çocukla evlenip onu 14’ünde öldüren kişi mi yoksa?

Kötülük bir yılan gibi gelmiş insanların böğrüne taht kurmuş. Bu yılanı besleyip büyüten sonra da insanların arasına salıveren bu din tüccarları değil de kimdir?

İşte size ispatı, “10 yıllık AKP iktidarı”