“Ben bir devlet görevlisi değilim. Bir akademisyen de değilim. Ama bu milletin tarihine ait olduğuna inandığım bir eserin akıbetini sormak için vatandaş olarak hakkımı kullanıyorum.”

Türkiye’nin en önemli destanlarından biri olan Oğuz Kağan anlatısının Uygur yazısıyla kaleme alınmış Paris nüshası, bugün Fransa Millî Kütüphanesi’nin koleksiyonunda bulunuyor.

BnF kayıtlarında Supplément turc 1001 numarasıyla yer alan yazma, 21 yapraktan oluşuyor ve Uygur karakterleriyle yazılmış. Türk Tarih Kurumu da bu Paris nüshasını günümüze ulaşabilen tek Uygur yazılı Oğuzname nüshası olarak tanımlıyor. Yazmanın Charles Schefer'in kitapları arasında bulunduğu da kayıtlarda belirtiliyor.

Üstelik yazmanın dijital görüntüleri bugün araştırmacıların erişimine açık.

Peki asıl nüsha neden Türkiye’de değil?

Benim çağrım tam olarak bu soruyla başlıyor.

“Bu bir suçlama değil, bir araştırma çağrısıdır”

Ben, Cenk Çetinkaya, bu konuyu gündeme getiren bir Türk vatandaşı olarak açıkça ifade etmek istiyorum:

Fransa'yı veya Fransız halkını suçlamak gibi bir niyetim yok.

Henüz eserin Fransa'ya hangi hukuki koşullarda intikal ettiğini ortaya koyan bütün belgeleri incelemiş değiliz.

Ancak tam da bu nedenle araştırılması gereken bir konu olduğunu düşünüyorum.

Bir kültür varlığının bugün hangi ülkede bulunduğu kadar, hangi tarihte, kim tarafından, hangi hukuki işlemle ve hangi koşullarda el değiştirdiği de önemlidir.

Benim talebim son derece basit:

Oğuz Kağan Yazması'nın provenance, yani mülkiyet ve edinim zinciri bütün belgeleriyle araştırılsın.

Eser Fransa'ya nasıl gitti?

Charles Schefer bu yazmayı kimden aldı?

Hangi tarihte aldı?

Satın alma mı gerçekleşti?

Bağış mı yapıldı?

Bir koleksiyondan mı devredildi?

Eserin Osmanlı coğrafyasından veya Türk dünyasından çıkarılması sırasında dönemin hukukuna uygun hareket edildi mi?

Bu soruların cevaplarını öğrenmek istiyoruz.

“Tarihimize ait olanı geri istemek hakkımızdır”

Türk milliyetçiliğini yalnızca geçmişle övünmek olarak görmüyorum.

Benim anlayışıma göre Türk milliyetçiliği; tarihini araştırmak, kültürel mirasını korumak, bilimsel delillerle hakkını aramak ve gelecek nesillere aktarmaktır.

Bu nedenle Oğuz Kağan Yazması konusunda slogan değil, belge istiyorum.

Önce araştırma.

Sonra hukuk.

Sonra diplomasi.

Ve eğer hukuken Türkiye'nin iade talebini destekleyen bir temel ortaya çıkarsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin bu miras için gerekli girişimleri yapmasını istiyorum.

Üstelik Fransa'da 9 Mayıs 2026 tarihinde kabul edilen yeni düzenleme, belirli şartları taşıyan kültür varlıklarının yabancı devletlere iadesi için yeni bir hukuki mekanizma oluşturmuş durumda. Düzenleme, Fransız kamu koleksiyonlarında bulunan bazı kültür varlıklarının iadesi için bilimsel inceleme ve resmî devlet talebi esasına dayanan bir süreç öngörüyor.

Bu nedenle bugün sorulması gereken soru yalnızca:

“Oğuz Kağan Yazması Fransa'da mı?”

değildir.

Asıl soru şudur:

“Bu yazmanın Türkiye'ye iadesinin hukuken mümkün olup olmadığını araştırdık mı?”

Ben araştırılmasını istiyorum.

“Bu yalnızca bir kitap değildir”

Oğuz Kağan anlatısı, Türk kültür dünyasının en önemli destan geleneklerinden biridir.

Paris nüshasının önemi ise yalnızca metnin içeriğinden kaynaklanmıyor.

Uygur yazısıyla kaleme alınmış olması, Türk dili, Türk yazı tarihi, Türk edebiyatı ve Orta Asya Türk kültürünün araştırılması açısından ayrıca büyük önem taşıyor.

Türk Tarih Kurumu kayıtlarına göre Paris nüshası 21 yaprak, yani 42 sayfadan oluşuyor; başından, ortasından ve sonundan eksikleri bulunuyor.

Dolayısıyla burada söz konusu olan şey sadece eski bir kitap değildir.

Türk tarihinin yazılı hafızasının parçalarından biridir.

“Türkiye bu konuda neden harekete geçmesin?”

Ben Cenk Çetinkaya olarak Kültür ve Turizm Bakanlığımıza, Dışişleri Bakanlığımıza, Türk Tarih Kurumumuza, Türk Dil Kurumumuza, üniversitelerimizin Türkoloji ve tarih bölümlerine ve bu alanda çalışan bütün bilim insanlarına çağrıda bulunuyorum:

Gelin bu yazmanın dosyasını birlikte açalım.

Önce Fransa Millî Kütüphanesi'ndeki bütün provenance kayıtlarını inceleyelim.

Sonra uluslararası hukukçular, tarihçiler, Türkologlar ve yazma eser uzmanlarından oluşan bir çalışma grubu oluşturalım.

Eserin Fransa'ya geçişinde hukuka aykırı bir işlem olup olmadığını bilimsel ve hukuki yöntemlerle belirleyelim.

Eğer hukuki bir iade zemini varsa, Türkiye Cumhuriyeti gerekli resmî girişimi başlatsın.

Eğer doğrudan iade hukuken mümkün değilse bile Türkiye'de uzun süreli sergileme, ortak bilimsel çalışma, ortak koruma veya başka kültürel diplomasi modelleri değerlendirilsin.

“Bu çağrı benimle başlamış olabilir ama benimle bitmemeli”

Ben bu konuyu gündeme getirirken kendime bir paye vermek istemiyorum.

Ben yalnızca bir vatandaşım.

Adım Cenk Çetinkaya.

Fakat bir vatandaşın sorduğu soru bazen milyonlarca insanın dikkatini çekebilir.

Benim istediğim de tam olarak bu:

Oğuz Kağan Yazması Türkiye'nin gündemine girsin.

Akademisyenler konuşsun.

Hukukçular incelesin.

Gazeteciler araştırsın.

Kültür kurumları dosyayı açsın.

Devlet kurumları değerlendirsin.

Ve Fransa ile Türkiye arasında bu konuda bilimsel ve diplomatik bir süreç başlatılıp başlatılamayacağı ortaya konulsun.

Çünkü kültürel miras konusunda güçlü olmak yalnızca “bizim” demekle değil, belgeyi bulmak, hukuku bilmek ve hakkını uluslararası zeminde aramakla mümkündür.

Benim çağrım budur:

“Oğuz Kağan Yazması'nın Türkiye'ye dönüşü hukuken mümkün mü?”

Gelin önce bunu araştıralım.