Geçim sıkıntısı kime göre?
Bugün Zonguldak merkezde bir işim vardı. Saat erkendi. “Epeydir çarşıya inmiyorum, oturup sıcak sıcak bir simit yiyelim, yanında da çay içelim” dedim.
Soğuksu mevkiinde bir pastaneye girdim.
1 simit, 2 çay: 100 TL!
Dışarıda simidin 20 TL civarında satıldığını düşünürsek, geriye iki bardak çay için 80 TL kalıyor.
Yani bir bardak çay 40 TL!
Şimdi sormak gerekiyor:
Bir bardak çay gerçekten 40 TL edecek kadar mı pahalı?
Elbette esnafın giderleri var. Kira var, elektrik var, su var, personel var, vergi var. Esnaf da para kazanacak. Buna kimsenin itirazı yok.
Ama bir yere kadar!
Çünkü yıllardır aynı şeyi dinliyoruz:
“Vatandaş geçinemiyor.”
“Emekli geçinemiyor.”
“Esnaf zor durumda.”
“Ülke ekonomik sıkıntı içerisinde.”
Peki o zaman ben de soruyorum:
Ülke bu kadar batmışsa, vatandaş bu kadar geçinemiyorsa, bu fiyatlara rağmen pastaneler neden dolup taşıyor?
Üstelik bahsettiğim yer 2-3 katlı bir işletme.
Masalarda yer yok.
Oturmak için bekleyenler var.
Çalışanlar sipariş yetiştirmekte zorlanıyor.
Kasaya geldiğinizde ise hesabınızı ödemek için sıra bekliyorsunuz.
Şimdi biri bana anlatsın:
Bu nasıl geçim sıkıntısı?
Bir yandan iktidarı suçluyoruz.
Her pahalı ürünün, her yüksek fiyatın sorumlusu olarak hükümeti gösteriyoruz.
Elbette ekonomik politikaların fiyatlar üzerindeki etkisi tartışılır.
Ama vatandaşın cebinden çıkan her kuruşun sorumlusu da yalnızca iktidar değil.
Bazen dönüp kendimize de bakmamız gerekiyor.
Bizi kazıklayan kim?
Bazen kendi esnafımız.
Üstelik kendi şehrimizde, kendi insanımızı…
Ben bütün esnafı kesinlikle aynı kefeye koymuyorum.
Hakkıyla çalışan, vatandaşı düşünen, fiyatını makul tutan, “Ben de kazanayım ama vatandaş da ezilmesin” diyen çok değerli esnaflarımız var.
Onların başımızın üstünde yeri var.
Ama bazı fiyatları görünce insanın gerçekten vicdanı sızlıyor.
1 simit, 2 çay 100 TL!
Bu fiyatı gören emekli ne düşünecek?
Asgari ücretli ne düşünecek?
Çocuğuna harçlık vermeye çalışan anne-baba ne düşünecek?
Bir bardak çaya 40 TL verirken insanın aklına ister istemez şu geliyor:
“Biz gerçekten ekonomik kriz mi yaşıyoruz, yoksa bazıları bu krizi fırsata mı çeviriyor?”
Bugün Zonguldak'ta bir simit ve iki çayın hesabı bana bunu düşündürdü.
Ülke batıyor diyenleri de davet ediyorum.
Sabah saatlerinde Soğuksu'ya gelin.
Bir çay için.
Bir simit yiyin.
Sonra içerideki kalabalığa bakın.
Masaların doluluğuna bakın.
Kasadaki kuyruğa bakın.
Ve sonra kendinize sorun:
“Bu şehirde gerçekten kim geçinemiyor, kim kazanıyor?”
Çünkü artık sadece siyasetçilerin değil, esnafın da fiyatlarının konuşulması gerekiyor.
Vatandaşın cebinden çıkan para kolay kazanılmıyor.
Bir emeklinin aldığı maaş, bir çalışanın aldığı ücret, bir annenin çocuğuna ayırdığı para…
Hepsi alın teri.
O yüzden mesele sadece “iktidar suçlu” demekle bitmiyor.
Mesele biraz da vicdan meselesi.
Esnaf kazanacak, elbette kazanacak.
Ama vatandaş da nefes alacak.
Çünkü bir şehirde 1 simit, 2 çay 100 TL olmuşsa, artık sadece çayın fiyatını değil, vicdanın fiyatını da konuşmak gerekiyor.
Zonguldak halkı artık şunu soruyor:
“Bu fiyatlar nereye kadar?”
“Geçim sıkıntısı kimin için var?”
“Vatandaşın cebini kim düşünüyor?”
Ve en önemlisi:
Kazanç helal olabilir… ama fiyatı belirlerken vicdan nerede?