22 Mayıs'ta yaşanan ve ihmaller sonucu hayatını kaybeden Rukiye Solmaz'ın ardından bugün bir evlat daha toprağa veriliyor.
Rukiye Ablamızın oğlu Murat Solmaz da hayatını kaybetti.
Belki de bu hikâyenin en acı tarafı, Murat'ın annesini kaybetmeden kısa bir süre önce rutin kontroller için hastaneye gitmiş olmasıydı. Check-up'ı ve tahlilleri yapılmış, o dönemde herhangi ciddi bir sağlık sorunu ortaya çıkmamıştı.
Fakat 22 Mayıs'ta annesini kaybetti.
Bir evlat için tarifsiz olan o acıyı yaşadı.
Annesinin ölümünün acısını daha üzerinden atamadan kendisi rahatsızlandı. Hastaneye başvurduğunda yapılan kontrollerde 3. evre akciğer kanseri olduğu ortaya çıktı.
Kemoterapi başladı, tedavisi devam etti. Ailesi umutla bekledi. Murat hayata tutunmaya çalıştı.
Ama hastalık gün geçtikçe ağırlaştı.
Ve bugün Murat Solmaz da aramızda yok.
Ateş düştüğü yeri yaktı.
Fakat Murat'ın annesinin ölümünden sonra yaşadığı acı, onu yalnızca kendi derdine düşürmedi. Tam tersine, başka insanların aynı acıyı yaşamaması için mücadele etti.
Rukiye Solmaz'ın kızı Serpil Solmaz Uysal ve oğlu Murat Solmaz bana ulaştıklarında söyledikleri sözleri hiç unutmadım:
“Biz annemizi o yolda birilerinin ihmali yüzünden kaybettik. Başka canlar gitmesin, başka evlere ateş düşmesin. O yola üst geçit yapılsın. Sesimiz olur musunuz?”
İşte o günden sonra aileyle birlikte aylarca mücadele ettik.
İstedikleri ne makam ne mevkiydi.
Ne siyasi bir hesapları vardı ne de başka bir beklentileri.
Tek istedikleri, annelerinin öldüğü yolda başka insanların ölmemesiydi.
Bir üst geçit yapılsın, insanlar karşıdan karşıya geçerken hayatını kaybetmesin.
Hepsi bu kadar.
Ama ne yazık ki aylar geçti, biz hâlâ aynı şeyi konuşuyoruz.
Üstelik Rukiye Ablamızın ardından yaşananlar da hafızalarımızdan silinmedi.
Kazanın hemen ardından cenaze namazına katılmayan, evlatlarını arayıp başsağlığı dilemeyen yöneticilerin, çözüm üretmek yerine kendilerini aklama derdine düştüklerini gördük.
“Bütçemiz yok” denildi.
Peki ben buradan bir kez daha soruyorum:
İnsan hayatının bütçesi mi olur?
Bir belediyenin yapacağı hizmetlerin elbette bir sıralaması vardır.
Sosyal etkinlikler yapılabilir.
Sahiller düzenlenebilir.
Sinema gösterimleri yapılabilir.
Spor organizasyonları düzenlenebilir.
Ama bütün bunlardan önce bir belediyenin asli görevi, o şehirde yaşayan insanların can güvenliğini sağlamak değil midir?
İnsanlar yollarda hayatını kaybediyorsa, siz hâlâ hangi etkinliği önceleyeceksiniz?
Önce insan hayatı gelir Sayın Başkan.
Rukiye Ablamızın hayatını kaybettiği yola çözüm üretmek amacıyla AK Parti Zonguldak İl Başkanı Sayın Mustafa Çağlayan'ın, hem Karayolları Bölge Müdürü'nü hem de Su İşleri Bölge Müdürü'nü bir araya getirerek Zonguldak Belediye Başkanı'nı da davet ettiği bir toplantı gerçekleştirildi.
Amaç belliydi:
Bu yola nasıl çözüm bulabiliriz? İnsanların can güvenliğini nasıl sağlayabiliriz?
Sayın Mustafa Çağlayan'ın, “Bizim de üzerimize düşen bir şey varsa biz hazırız” diyerek çözüm konusunda destek vermeye hazır olduğunu ifade etmesine rağmen, o masada Zonguldak halkının can güvenliğini hiçe sayan Belediye Başkanı'nın, “Senin burada ne işin var?” diyerek hakaret edip masadan kalktığı ifade edildi.
Şimdi sormak istiyorum:
Bir annenin hayatını kaybettiği, bir ailenin parçalandığı o yol için çözüm aranan bir masadan kalkarken vicdanınız ne kadar rahattı Sayın Başkan?
O masada siyaset konuşulmuyordu.
O masada bir insanın hayatı konuşuluyordu.
O masada başka annelerin çocuklarını kaybetmemesi konuşuluyordu.
O masada başka evlatların annesiz kalmaması konuşuluyordu.
O masada Zonguldak halkının can güvenliği konuşuluyordu.
Ben aylardır haykırıyorum:
Başkan, insanlar ölüyor!
Siz hâlâ sahil aktivitelerinden, sinema gösterimlerinden, spor hocalarından söz ediyorsunuz.
Elbette bunlar da yapılabilir. Ancak bir şehirde insanlar can güvenliği olmayan yollarda hayatını kaybediyorsa, önce o sorunun çözülmesi gerekir.
Çünkü hizmetin de bir sıralaması vardır.
Önce insan.
Önce hayat.
Önce can güvenliği.
Bugün Murat Solmaz da aramızdan ayrıldı.
Annesini kaybetti.
Annesinin acısını yaşarken kendi hastalığıyla mücadele etti.
Kemoterapi gördü.
Hayata tutunmaya çalıştı.
Ama olmadı.
Şimdi annesinin ardından o da toprağa verilecek.
Murat'ın kız kardeşi Serpil Solmaz Uysal, annesini kaybetmenin acısının yanında şimdi kardeşinin acısını da taşıyacak.
Bir ailenin acısını düşünün.
Önce anne…
Sonra evlat…
Ateş düştüğü yeri yakıyor.
Peki biz ne zaman ders çıkaracağız?
Daha kaç insanın ölmesi gerekiyor?
Daha kaç aile evladını, annesini, babasını kaybetmeli?
Daha kaç tabut kaldırılmalı ki birileri çıkıp “Artık yeter” desin?
Ben söylemeye devam edeceğim.
Çünkü bugün ölen başka bir şehrin insanı değil.
Ölen bu şehrin insanı.
Zonguldak'ın insanı.
Ve ben bir kez daha söylüyorum:
İnsan hayatı, hiçbir etkinlikten, hiçbir organizasyondan, hiçbir siyasi tartışmadan daha değersiz değildir.
Sayın Başkan;
Siz o koltukta olduğunuz sürece bu şehirde insanların can güvenliği konusunda gerekli adımlar atılmıyorsa, biz sormaya devam edeceğiz.
Çünkü bizim derdimiz koltuk değil.
Bizim derdimiz insan.
Bizim derdimiz Zonguldak.
Bizim derdimiz, başka evlere ateş düşmemesi.
Bugün Murat Solmaz'ı kaybettik.
Allah rahmet eylesin.
Ailesine, kardeşi Serpil Solmaz Uysal'a ve tüm sevenlerine sabır versin.
Ama bu ölümün ardından da sessiz kalmayacağız.
Çünkü Rukiye Ablamızın ardından bize emanet edilen bir söz vardı:
“Başka canlar gitmesin.”
Biz hâlâ o sözün arkasındayız.
Ve soruyoruz:
Daha kaç can gidecek?
Ateş düştüğü yeri yaktı.
Ama artık başka evlere ateş düşmesin.
İnsanlar ölmeden önlem alın!