22 Mayıs…

Bu tarih, Zonguldak'ın hafızasına yalnızca bir ölüm günü olarak değil; bu şehirdeki ihmallerin, suskunlukların ve siyasi hesapların sorgulanması gereken bir gün olarak kazındı.

Uğur Mumcu Kavşağı'nda, belediyenin hemen arkasındaki yolda bir ablamız nakliye aracının altında kalarak hayatını kaybetti. Üstelik bu, aynı güzergâhta yaşanan üçüncü can kaybıydı. Daha kaç insanın ölmesi, kaç ailenin ocağına ateş düşmesi gerekiyor?

Bir Anne Öldü, Ardından Evladı da Gitti

Acımız bununla da sınırlı kalmadı; annesinin acısına dayanamayan evladı da dün hayatını kaybetti. Ailenin aktardığı bilgilere göre, annesinin ölümünden kısa süre önce rutin sağlık kontrollerinden geçen evladında hiçbir sağlık sorunu bulunmuyordu. Ancak annesinin ardından sağlığı bozuldu ve dün o da aramızdan ayrıldı.

Bir anne gitti, ardından evladı da gitti. Bir aile yok oldu. Bu yolun daha kaç can alması gerekiyor?

Osman Bey'in Sözleri ve Halktan Gizlenen Gerçek

Gelelim asıl meseleye…

O dönemde CHP teşkilatında görev yapan dönemin İlçe Başkanı Sayın Osman Bey, kamuoyuna yaptığı açıklamada bu yolun belediyenin değil, Karayollarının sorumluluğunda olduğunu söyledi.

Ben ise bugün açıkça ifade ediyorum: Osman Bey, Zonguldak halkına doğruyu söylemedi. Çünkü söz konusu güzergâh belediyenin sorumluluğundadır.

Vatandaşın karşısına çıkıp "Bu yol bizim sorumluluğumuzda değil, Karayollarının" denilerek gerçekler halktan gizlendi. Neden sorumluluk başka bir kuruma atılmak istendi? Can güvenliği üzerinden neden siyasi bir savunma yapıldı? İtirazım tam da burayadır: İnsan hayatının söz konusu olduğu bir yerde yetki tartışması yapmak yerine acilen kalıcı çözümler üretilmeliydi.

Üst Geçidin Dibinde Hazırlanan Senaryo

Bir başka ibretlik olay da Valimizin girişimleriyle tamamlanan üst geçidin hemen yanında yaşandı. CHP İl Başkanı Devrim Dural ve parti yöneticileri tarafından düzenlenen basın açıklamasında, CHP teşkilatında yıllarca görev yapmış bir kadın, sıradan bir vatandaş gibi kameraların karşısına çıkarıldı. Ardından kendisine şu sözler söyletildi:

“Buraya asansör koymadınız. Ben yaşlıyım, siz de benim yaşıma geleceksiniz.”

Bu gerçekten kendiliğinden gelişen sivil bir tepki miydi, yoksa kameraların önünde sergilenen bir kurgu mu? Benim kanaatim nettir: Bu, halkın gözünün içine baka baka hazırlanmış siyasi bir senaryoydu. O kadının parti teşkilatında yıllarca görev yaptığı bilinirken, kendisini tarafsız bir mahalle sakini gibi sunarak algı oluşturmaya çalışmak Zonguldak halkının aklıyla alay etmektir. Üstelik Valiliğin şehrin ulaşım çilesini hafifletmek amacıyla inşa ettiği üst geçit dahi ucuz siyasi tartışmalara alet edildi. Zonguldak halkını yanıltmaya dönük bu algı çalışmalarına itiraz ediyorum.

Halkın Canı Siyasetten Değerlidir

Bir yolun yetki alanını tartışarak topu birbirine atanlar şunu unutmamalı: O yolda yitip giden canlar geri gelmiyor. Bir anne toprağa verildiğinde “Belediye değildi, Karayollarıydı” mazeretinin hiçbir hükmü kalmaz. Bir evlat, annesinin kahrından hayata veda ettiğinde kuru siyasi demeçler o ocağı söndürmeye yetmez.

Vatandaşın talebi son derece basittir: Yollar güvenli olsun. İnsanlar sabah evlerinden çıkarken sevdiklerine gönül rahatlığıyla “Akşama görüşürüz” diyebilsin.

Zonguldak'ın Önceliği Yollar Olmalı

19 mahalleden oluşan Zonguldak'ta vatandaşın en can yakıcı sorunu hâlâ yollardır. Çukurlar, parçalanmış kaldırımlar, tehlikeli kavşaklar ve yağışlı havalarda göle dönen güzergâhlar çözüm bekliyor. Bu temel altyapı eksiklikleri giderilmeden makyaj projelerin gündeme getirilmesini halk haklı olarak sorgulamaktadır.

Yaz boyunca sahillerde antrenörler, gösteriler, dev sinema perdeleri ve sahil düzenlemeleri konuşuldu; kış kapıya dayanmışken ise restoran projeleri gündemde. Oysa vatandaşın bastığı zemin delik deşik, can güvenliği her gün tehdit altında. Öncelik sırası gerçekten bu mu olmalı?

Suya Zam Var, Yola Yama Var!

Musluklarımızdan akan suya zam üstüne zam geliyor. Vatandaş faturasını ödüyor, belediye kasasını dolduruyor. Peki vatandaş sokağa çıktığında neyle karşılaşıyor?

Yama, yamayı takip eden bir başka yama, yeni bir çukur ve yine yama…

Üstelik belediyenin yetki alanında olduğu belirtilen bir yola İl Özel İdaresi sıcak asfalt serdiğinde teşekkür edileceğine siyasi polemik çıkarılıyorsa şu soruyu sormak gerekir: Bu nasıl bir hizmet anlayışıdır?

Zonguldak'tan Elimi Çekmeyeceğim

Dün aramızdan ayrılan Murat abimizin tabutu başında bir söz verdim ve ona şöyle seslendim:

“Abi, sen rahat uyu. Annenin acısını da senin acını da bu şehirde unutturmayacağım. Kimin ne ihmali varsa hesabını soracağım. Bu şehirde vurdumduymazlık yüzünden başka canların yitip gitmesine göz yummayacağım. Allah bana ömür verdikçe Zonguldak'ı sahipsiz bırakmayacağım.”

Bu sözü tüm Zonguldak kamuoyuna ilan ediyorum: Zonguldak'tan elimi çekmeyeceğim. Mahalle mahalle gezecek, sokak sokak takip edeceğim. Karşılaştığım aksaklıkları fotoğrafları, belgeleri ve somut kanıtlarıyla gündeme taşıyacağım. Yerel ölçekte çözüm bulamazsam meseleyi ulusal basına taşıyacağım.

Hemşehrilerime de açık bir çağrımdır: Sokağınızda, caddenizde ya da mahallenizde bir aksaklık gördüğünüzde önce resmî kurumlara iletin; netice alamazsanız bana ulaşın. Sizin sesiniz olmaya devam edeceğim.

Koltuklar Halkın Emanetidir

Bizlerin oylarıyla o koltuklara kurulanlar aklından çıkarmasın:

Makamlar kimsenin mülkü değil, milletin emanetidir. Seçimle göreve gelen ve halkın vergileriyle bütçe yönetenler, bu kente hizmet etmek mecburiyetindedir. Hizmet bir lütuf değil, bu şehirde yaşayan her bir yurttaşın en doğal anayasal hakkıdır.

Artık hiç kimse bu halkın hafızasız olduğunu düşünmesin. 22 Mayıs'ta yitirdiğimiz ablamızı, arkasında bıraktığı derin matemi, o güzergâhta can veren diğer yurttaşlarımızı ve güvenli bir şehir için sesini yükselten tüm hemşehrilerimizi unutmayacağız.

Unutmayacağız! Unutturmayacağız!