Siyaset tarihi, sadece kazananların şatafatlı zaferlerini değil; o zaferlerin arkasındaki kirli kulisleri ve o kulislerin bir kentin coğrafyasından, insanından, geleceğinden nelerini çaldığını da yazar. Bugün yönümüzü Zonguldak’ın şirin ilçesi Gökçebey’e çevireceğiz. Takvimleri 1999 yılına saracağız. Çünkü o yıl Gökçebey’de yapılan yerel seçimler, sadece sandıktan bir belediye başkanı çıkarmadı; bir ilçenin geleceğine adeta beton bir duvar ördü.

O yıllarda Barış Partisi’nin en genç İlçe Başkanı olarak taşın altına elimi koymuştum. Gençliğin verdiği o temiz adalet duygusuyla, ilçenin üzerine çöken o devasa, karanlık kuşatmayı ilk göğüsleyenlerden biriydim.
Seçim öncesi önüme düşen bir liste, organize bir kötülüğün ilk habercisiydi:

Tam 384 sahte ikametgah.

İlçe başkanı olarak hemen hukuki mücadeleyi başlattım, mahkeme kararıyla tespitler yaptırdım. Karşımıza çıkan manzara, bir hukuk devletinde utanç vesikasıydı: Tek bir evde onlarca insan kağıt üzerinde "yaşıyor" gibi gösterilmişti. Neden mi? Çünkü o dönemin Gökçebey’indeki "büyük zenginler", onların etrafında kümelenmiş menfaat grupları, çıkarcı esnaflar ve o çarktan beslenenler sandığı manipüle etmek zorundaydı. O günlerde bir oya bugünün parasıyla akılalmaz meblağlar belirleyen bir "Ağa" ve ekibi, ilçenin iradesini parayla satın almaya ant içmişti.
Seçim yapıldı. Temiz siyasetin, dürüstlüğün simgesi rahmetli Saim Aydemir, işte o organize usulsüzlük yüzünden sadece 126 oy farkla seçimi kaybetti. Koltuğa Mehmet Zeki Kılınçarslan oturdu. Kazananlar muradına ermişti ama kaybeden koskoca bir ilçe, Gökçebey oldu.

Mahkeme Salonundaki Trajikomedi: "Sırayla Gidiyoruz Hakim Bey!"

Bu usulsüzlüğü yapanları mahkemeye verdiğimde, adalet sarayının koridorlarında yankılanan bir diyalog var ki, trajikomik bir tiyatro oyunundan farksızdı. Bugünün "Kahveci Osman’ı", o günün bir fabrikada çalışan işçisi Osman... Mahkemede hakim karşısındaydı.
Hakim sordu:
– "Adresini söyler misin?"
Osman ezberletilen adresi verdi. Hakim önündeki evraklara baktı, şaşkınlıkla kafasını kaldırdı:

– "Evladım, bu adreste ikamet eden 17. aile sensin. Peki siz bu evde tuvalete, banyoya nasıl gidiyorsunuz?"

Osman efendi, efendilerinin arkasına sığınarak o tarihi cevabı verdi:
– "Sırayla gidiyoruz hakim bey..."

Hakim, bu akıl dışı savunma karşısında Osman’ı duruşma salonundan çıkarttı.

Elbette bizim derdimiz Osman ve onun gibi gariban işçilerle değildi. Onlar; patronları ne derse yapmak zorunda bırakılan, ekmeğiyle tehdit edilen, mahkemede yalan yere yemin etmeye zorlanan sistemin mağdur piyonlarıydı. Bizim derdimiz, o piyonları oynatan şahlar ve matadorlarlaydı.

Hukukun Mahkum Ettiğini Siyaset Affetti

Başlattığımız o çetin hukuki mücadele dalga dalga büyüdü. İlahi adalet de, Türk hukuku da bu organize kötülüğe gözünü kapamadı. Aralarında o işçilerin, onlara emir veren patronların ve bu çarktan beslenen esnafların da bulunduğu 384 kişi mahkeme sıralarında ceza aldı.

Maskeler düşmüş, suç tescillenmişti.

Ancak bu ülkenin makus talihi burada da devreye girdi. Kul hakkını, kentin ahını ve hukukun adaletini hiçe sayan bu güruh, tam cezalarını çekecekken dönemin iktidar partisi tarafından çıkarılan siyasi bir affın arkasına sığındı. Hukukun ve vicdanların affetmediğini, siyaset eliyle kanatları altına aldı ve cezadan kurtuldular. Ama tarihin ve halkın hafızasından kurtulamadılar.

15 Yıllık Karanlık ve Köprülerin Hesabı
Peki, o gün sahte seçmenlerle, parayla, pullarla sandığı gasp edenler, o aftan yararlanıp elini kolunu sallayarak gezenler Gökçebey’e ne getirdi? 1999-2014 yılları arasındaki o 15 koca yılda Gökçebey neler kaybetti?

Söyleyelim: Umutlarını kaybetti, gençlerini kaybetti.

İstihdam yaratması gerekenler, ilçeyi kendi çiftlikleri gibi yönettiler. İşsizlik çığ gibi büyüdü. Akıbetinde ne mi oldu? Gökçebey’in evlatları doğdukları topraklarda doyamadı, büyük şehirlere göç etmek zorunda kaldı. İlçe adeta insansızlaştırıldı, çoraklaştırıldı.
Bugün geriye dönüp basit bir matematik hesabı yapalım. 1999 seçimlerinde o sandığı manipüle etmek, o oyları satın almak, o sahte düzeni kurmak için harcanan paralar, Gökçebey’in kalkınmasına harcansaydı ne olurdu?

Net söylüyorum: Bugün Gökçebey’in girişindeki o devasa köprü gibi en az 6 tane daha köprü inşa edilirdi.
İlçe altyapısıyla, sanayisiyle, turizmiyle bölgenin yıldızı olurdu.
Şimdi sormak gerekiyor: Bir ilçenin 15 yılını çalmanın, gençlerini gurbete mahkum etmenin, geleceğine ket vurmanın hesabı bu dünyada nasıl verilebilir? O gün o sahte seçmen operasyonunu yöneten ağalar, o paraları dağıtanlar, kul hakkıyla ve bir kentin ahıyla nasıl yataklarında rahat uyuyabiliyorlar?

1999 yerel seçimleri, Gökçebey tarihine kara bir leke, bizlere ise büyük bir ders olarak kalmıştır. Paranın gücüyle sandığı kuşatanlar belki o gün kazandılar, belki bir siyasi afla hapisten kurtuldular ama tarih ogünleri kaydeden kalemleri ve toplumsal vicdanı asla susturamadı. Onlar sonsuza kadar kaybettiler. Gökçebey’in çalınan o 15 yılının hesabı, hafızamızda taptaze durmaya devam edecek.

Çünkü unutmak, ihanettir.

Latif AYDEMİR Gazeteci -/Yazar
1999 Dönemi Barış Partisi Gökçebey İlçe Başkanı

Yazının devamında görüşmek üzere, kalın Sağlıcakla.