İnsanoğlunun en kadim çelişkilerinden biridir bu: Herkes hakikatin peşinde olduğunu söyler ama pek çok insan onunla yüzleştiği an arkasını dönüp kaçmayı seçer. Yanılsamalardan örülü bir dünyada doğruları dile getirmek, çoğunlukla sessiz bir dirençle, hatta öfkeyle karşılanır. Peki, doğası gereği vicdan taşıdığını varsaydığımız insan, adı üstünde “doğru” olanla karşılaşınca neden irkilir? Vicdanlı bir yürek, yanı başında duran gerçeğe bakmaktan neden korkar?

Çünkü gerçekler konfor alanlarını yıkar. İnsanlar çoğu zaman hakikate değil, huzurlu bir yalana sığınmayı tercih ederler. Doğru bir bilgi, inşa edilen illüzyonları, yıllarca emek verilen savunma mekanizmalarını tek bir hamlede yerle bir edebilir. Yüzleşmek; kendi hatasını kabul etmeyi, sorumluluk almayı ve en önemlisi değişmeyi gerektirir. Değişim ise cesaret ister.

Vicdan, bir iç muhasebe mekanizması olsa da insan çoğu zaman o ağır vicdani yükü taşımaktansa gözlerini kapatıp karanlıkta kalmayı daha kolay bulur. Tam da bu noktada devreye dünyanın ışıltılı oyuncakları girer: Şöhret, makam, mevki... Gözleri kamaştıran bu güç unsurları, hakikatin sesini bastırmak için kullanılan birer gürültü makinesine dönüşür. İnsanlar yetkilerini veya popülerliklerini birer zırh gibi kuşanıp gerçeklerin kendilerine dokunamayacağını sanırlar. Oysa tarih, makam koltuklarının geçiciliğiyle ve şöhretin bir sabun köpüğü gibi sönüşüyle doludur. Hiçbir mevki, bir insanın kendi iç sesinden kaçmasına yetecek kadar yüksek değildir.

Gerçekler, insanın gölgesi gibidir. Güneş ne kadar tepede olursa olsun, ne kadar hızlı koşarsanız koşun, o gölge attığınız her adımda sizi takip eder. Öğlen sıcağında saklandığınızı sansanız da gün batarken gölgeniz önünüze uzanır.

Hakikatten kaçmak, kendi gölgenizden kaçmaya benzer; sadece kendinizi yorar ve nihayetinde yine onunla baş başa kalırsınız.

Gerçekleri yazmak ve söylemek, bugünün dünyasında ağır bir bedel getirebilir. Ancak o bedeli ödemekten çekinmeyenlerin bıraktığı izler, makamların ve geçici şöhretlerin çok ötesinde kalıcı olur. Hakikatle yüzleşmekten kaçanlar geçici bir rahatlık elde edebilir; ama onunla yüzleşme cesaretini gösterenler, kendi vicdanlarıyla barışık ve başı dik bir ömür sürer. En nihayetinde, kaçılan tüm yalanlar tükenir ve geriye yalnızca kaçamadığımız gölgelerimiz, yani gerçeklerimiz kalır.

Sağlıcakla kalın.