Çoğunluğa dahil olmak konforludur; oysa tek başına kalmanın bedeli ağırdır.
-Alper Sezer.
Bu aforizma, birey ile toplum arasındaki ezelî gerilimi, sosyolojik ve felsefi bir derinlikle özetliyor. İki zıt kutup üzerinden insanın varoluşsal bir seçimini ele alıyor: Emniyetli konfor ile bedeli ödenmiş özgürlük.
Cümlenin ilk yarısı, insanın biyolojik ve sosyal olarak "ait olma" güdüsüne işaret eder. Çoğunluğun yanında yer almak bireye şu kolaylıkları sağlar:
Çoğunluğa uyan biri, aldığı kararların sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalmaz. Hata yapıldığında suç kolektiftir; bu da vicdani bir rahatlama sağlar.
Topluluğun kabul ettiği normları savunmak, tepki çekme riskini sıfıra indirir. Birey, kabullenilmenin verdiği zihinsel ve sosyal konfor alanında yaşar.
Çoğunluk hazır fikirler, hazır değerler sunar. Bireyin kendi doğrusunu araması gerekmez; akıntıya kapılmak çabasızdır.
Birey Olmanın Ağır Yükü:
Cümlenin ikinci yarısı ise "kendi yolunu çizen" bireyin ödediği diyet üzerinedir. Felsefede Varoluşçuluk (Sartre, Nietzsche) tam da bu noktaya vurgu yapar:
Çoğunluğun ezberini bozan ya da topluluğa uymayan kişi, hemen "öteki" ilan edilir. Yalnızlık, toplumun aykırı sese kestiği ilk faturadır.
Kendi kararını kendi alan kişi, başarısızlığın veya hatanın tüm faturasını tek başına üstlenmek zorundadır. Bu durum ciddi bir zihinsel ve duygusal yük yaratır.
Tek başına durabilmek; kendi değerlerinin arkasında, rüzgara karşı tek başına durmayı gerektirir.
Bu aforizma özetle; Soren Kierkegaard’ın "Kalabalık hakikatsizliktir" vurgusuna ve Friedrich Nietzsche’nin "Sürü insanı" ile "Kendi yolunu çizen birey" arasındaki ayrıma güçlü bir selam gönderir.
Son tahlilde cümle, konforlu bir edilgenlik ile bedeli ağır ama otantik bir özgünlük arasındaki o büyük insanlık tercihini son derece net ve vurucu bir karşıtlıkla ifade ediyor.