İnsan severken gözü kör olur, kendine masallar anlatır.
-Alper Sezer.

Sevgi ve aşk, insan zihninin mantıkla olan bağını gevşeten en güçlü duygusal deneyimlerden biridir. Bu aforizmam, tutkunun insan psikolojisindeki dönüştürücü —ve kimi zaman yıkıcı— gücünü iki temel aşamada inceler.

​Duygusal bağlanma gerçekleştiğinde, zihin bir tür filtreleme mekanizması çalıştırır. Nörolojik ve psikolojik araştırmalar da gösterir ki yoğun sevgi duyulduğunda, beynin eleştirel düşünme ve yargılama mekanizmalarından sorumlu alanları (özellikle prefrontal korteks) daha az aktif hale gelir.
​Bu durum, karşıdaki kişinin gerçekliğini olduğu gibi algılamayı engeller. Kişi; partnerinin ilgisizliğini, saygısızlığını, manipülatif davranışlarını ya da uyumsuz taraflarını göremez. Kusurlar ya tamamen görünmezleşir ya da sevimli birer detay gibi algılanır. Sevilen insan, zihinde kusursuz bir tahta oturtulur; kişi gerçeği değil, kendi zihnindeki idealize edilmiş illüzyonu izler.

​Gözün göremediği yerde zihin devreye girer; ancak bu devreye giriş gerçeği bulmak için değil, mevcut illüzyonu korumak içindir. Sevilen kişinin olumsuz bir davranışı gözden kaçırılamayacak kadar bariz hale geldiğinde, insan psikolojik bir çatışma (bilişsel çelişki) yaşar. Bu acı verici çelişkiyi çözmenin en kolay yolu, rasyonelleştirme (mantığa bürüme) savunma mekanizmasını işletmektir.
​İşte "masal anlatma" süreci burada başlar:
​"Bana bağırıyor ama aslında geçmişinde çok acı çektiği için böyle."
​"Bugün aramadı çünkü işleri çok yoğun, beni düşündüğünü biliyorum."
​"Beni kısıtlaması kötü niyetinden değil, beni çok sevmesinden ve kıskanmasından."
​Bu cümleler, kişinin acı gerçekle yüzleşmemek için kendine söylediği ninnilerdir. Gerçekle yüzleşmek; ilişkinin bittiğini, değer görülmediğini veya hayallerin yıkıldığını kabul etmeyi gerektirir. Masallara inanmak ise anlık bir güven, konfor ve sığınak sağlar.

Özetle ​bu aforizmamın özü, insanın en büyük aldatıcı olarak yine kendisini seçmesidir. Sevgi, insana karşısındakini koruma güdüsü verirken, garip bir şekilde insan kendi yarattığı bu sevgi uğruna gerçeğe karşı körleşmeyi ve kendi uydurduğu hikayelerin içinde yaşamayı seçer.