Kötülük yapmayı bilmeyen kötü insan, en büyük zararı en yakınındakilere verirmiş.

Bu aforizmam, görünüşte bir çelişki (tezat) barındıran ama insan psikolojisini ve ilişkilerini derinlemesine özetleyen çok katmanlı bir tespit barındırmaktadır.

​Özellikle iki temel fikir üzerine oturur:

​Ustaca yapılan bir kötülük genellikle stratejik, ölçülü ve hedef odaklıdır; yapacak kişi nereye ve ne kadar vuracağını hesaplar. Ancak kötülüğe niyet edip de bunu nasıl yöneteceğini, sonuçlarını nasıl öngöreceğini bilmeyen bir insan, âdeta elinde pimi çekilmiş bir bombayla dolaşan acemi gibidir. Kötülüğün dozunu ve yönünü ayarlayamaz. Etrafa savurduğu öfke, bencilce hamleler veya sinsi planlar kontrolden çıkar. Hedef aldığı kişiden ziyade, o acemi patlamanın etki alanında kalan ilk kişilere —yani en yakınındakilere— zarar verir.

​Bir insanın içindeki kötülük arzusu veya yıkıcılık dış dünyada (yabancılara, rakiplere veya güçlü kurumlara karşı) duvarlara toslayabilir. Dışarıya karşı maske takmak ya da güç yetirememek, bu kişiyi bastırdığı tüm zehrini en kolay ulaşabildiği, ona karşı en savunmasız olan insanlara kusmaya iter.
​En yakınındakiler o insana güvenir, gardını almaz ve kapılarını açık tutar.​Kötülük yapmayı bilmeyen kişinin savruk hamleleri, göğsünü ona açmış olan bu insanlara denk gelir.

​Özetle, kötü olmaya özenip de bunu nitelikli bir stratejiyle yürütmeyi bile beceremeyen ham insan; gücünün yettiği, kapısının açık olduğu ve sığınak olarak gördüğü ilk yeri —yani ailesini, dostunu, en yakınını— yakıp yıkar.

Kötülüğün bile bir basireti, bir hesabı varken; basiretsiz kötülük, en çok sahibini ve çevresini zehirler.