İnsan; kendine, başkalarına davrandığından daha kötü davranmaya meyillidir.

-Alper Sezer

Bu aforizma, insan psikolojisinin ve öz-şefkat eksikliğinin en temel gerçeklerinden birine parmak basar. Dış dünyaya gösterdiğimiz hoşgörü ile kendi iç dünyamıza uyguladığımız standartlar arasındaki o belirgin uçurumu özetler.

​Dışarıdaki bir insan—bir dostumuz, meslektaşımız veya hatta yabancı biri—hata yaptığında genellikle empatik yaklaşırız. Onlara "İnsansın, olur böyle şeyler", "Yoruldun", "Herkes hata yapar" deriz. Ancak aynı hatayı kendimiz yaptığımızda zihnimizdeki iç ses (iç eleştirmen) anında devreye girer. "Yine başaramadın", "Aptalca davrandın", "Asla düzeltemeyeceksin".
​Kendimize karşı merhamet sınırımız, başkalarına gösterdiğimiz sınırdan çok daha dardır.

Başkalarının sadece dışarıya yansıttığı davranışlarını ve sonuçlarını görürüz; arkasındaki korkuları, yetersizlik hislerini bilmeyiz. Kendimizin ise her kaygısına, her zayıf anına ve gizli düşüncesine tanıklık ederiz. Bu tam bilgi erişimi, kendimizi yargılarken daha acımasız deliller kullanmamıza yol açar.

Küçük yaştan itibaren öz-eleştirinin bir "mütevazılık" ya da "gelişim aracı" olduğu öğretilir. Zihin, kendi kendini cezalandırarak başkalarından gelebilecek olası eleştirilere karşı bir tür "ön alma" savunması geliştirir.

​İnsanın kendine sürekli acımasızca yaklaşması; kronik suçluluk hissi, tükenmişlik ve öz-saygı kaybı yaratır. Başkalarına verdiğimiz desteği, anlayışı ve şefkati kendimizden esirgemek; kendi evinde sürekli sert bir yargıçla yaşamak gibidir.

​Özetlemek gerekirse, aforizma, bizi "öz-şefkat" (self-compassion) kavramını hatırlamaya davet eder. İyi bir dostumuza gösterdiğimiz nezaketi ve anlayışı, kendi iç sesimize de borçlu olduğumuzun altını çizer.