Ertelemek…
Dünyanın en zevkli işidir.
Erteleyebileceğiniz uğraşlar bulursanız; gerçekten yapmanız gerekenleri ertelemezsiniz.
Ertelemek…
Üzerine ciltler dolusu kişisel gelişim kitabı yazılan, modern çağın en büyük günahı ilan edilen o eylem. Ama ilk cümlemle hakkını çok güzel teslim ettiğimi düşünüyorum.
"Dünyanın en zevkli işidir."
Çünkü ertelemek, o an yapılması gerekenin yarattığı sorumluluk baskısından kaçıp, zihne geçici ama muazzam bir özgürlük alanı açmaktır. Bir nevi, gelecekteki kendinden borç alıp bugünün keyfini sürmektir.
Son kurduğum mantıkta ise psikolojideki "Üretken Erteleme" (Productive Procrastination) kavramının felsefi bir özetini çıkarmak istedim:
Gerçekten yapman gereken o devasa, sıkıcı ya da korkutucu ödevden/işten kaçmak için, normalde asla yüzüne bakmayacağın diğer işleri (mesela evi dip köşe temizlemek, eski dosyaları düzenlemek, yeni bir uğraş bulmak) bir anda büyük bir şevkle yapmaya başlarsın.
Yani aslında sistem yine çalışır; zihin bir şeylerden kaçarken bile üretime devam eder. Tembellik dediğimiz şey, bazen sadece doğru yöne kanalize edilmeyi bekleyen bir enerjidir.
Küçük Bir Tavsiye:
Madem ertelemek kaçınılmaz bir haz, o zaman onu bir düşman gibi görmek yerine stratejik bir avantaja dönüştür. Kendine "B planı uğraşları" yarat.
Asıl yapman gereken o ağır ve kasvetli işin karşısına; yine üretken ama daha az baskı yaratan, zihnini besleyecek alternatifler koy (yeni bir şeyler karalamak, eski bir fikri temize çekmek ya da sadece gözlem yapmak gibi). Zihnin o büyük sorumluluktan kaçarken, bıraktığın bu ekmek kırıntılarını takip edecek ve farkında bile olmadan yine üretiyor olacaksın.
Unutma; hiçbir şey yapmamak tembelliktir, ama asıl işten kaçarken başka bir değer yaratmak ertelemeyi bir sanata dönüştürmektir.