"Eşinin seni küçümsemesinden veya sana nedensizce öfkelenmesinden ziyade, seninle yarışmaya başladığı andan korkmalısın; çünkü bir evlilik yarışa dönüştüyse, aile bitiyor demektir."

Bu yazı dizisi ile, bir ilişkideki görünür çatışmalar ile derin/onarılamaz kopuşlar arasındaki farkı anlatan güçlü bir evlilik psikolojisi analizi ortaya koymak istedim.

​Açıklamasını birkaç temel noktada özetleyebiliriz:

​Bir eşin öfkelenmesi, sorun çıkarması hatta küçümsemesi (her ne kadar sağlıklı davranışlar olmasa da) ilişkinin içinde hâlâ duygusal bir yoğunluk olduğunu gösterir. Mantık şudur; tepki veren, öfkelenen insan hâlâ bir şeyleri değiştirmek istiyordur veya canı acıyordur. Ortada çözülmesi gereken bir kriz vardır ama ilişki henüz tamamen ölmemiştir; iletişim kanalları –kötü de olsa– açıktır.

​Evlilik, iki insanın aynı yöne kürek çektiği bir takım oyunudur. Eşler birbiriyle rekabete ve yarışa başladığında (kim daha çok kazanıyor, kim daha haklı, kim daha çok yoruluyor, kim daha üstün?); ​karşı taraf artık bir "hayat arkadaşı" değil, "rakip" olarak görülür.
​Bir tarafın kazanması, diğer tarafın kaybetmesi anlamına gelir.​ Oysa bir evlilikte eşlerden biri kaybediyorsa, evlilik zaten kaybetmiş demektir.

​Düşmanlık veya öfke zamanla diner, affedilebilir. Ancak bir ilişkinin temeli olan "biz" bilinci yerini "ben ve sen" yarışına bıraktığında, güven ve iş birliği duygusu tamamen yok olur. Rekabetin olduğu yerde şefkat, merhamet ve destek barınamaz. Bu yüzden yazının başındaki cümlem, yarışın başladığı anı asıl tehlike ve kopuş noktası olarak tanımlar.

​Son olarak şunu belirtmeliyim: "Sana öfkelenen eşinle hâlâ masaya oturabilirsin; ama seninle sidik yarışına giren bir eşle artık aynı takımda değilsindir."