Siyaset, en yalın tanımıyla halka hizmet etme sanatıdır. Hele ki kendisini "milletin partisi" ve "kimsesizlerin kimsesi" olarak tanımlayan bir iradenin, yereldeki temsilcilerinin üzerine düşen yük çok daha ağırdır. Ancak ilçede yaşanan ulvi iddiaların yerelde nasıl bir "sadakat testine" kurban edildiğini, siyasetin vicdan terazisinin nasıl bozulduğunu ibretlik bir şekilde ortaya koyuyor.
Sloganlar Gökçebey’de İflas Etmiştir
AK Parti’nin yıllardır dillerden düşürmediği "Milletin Partisi" sloganı, Gökçebey İlçe Başkanlığı binasının kapısında ne yazık ki ağır bir yara almıştır. Bir vatandaşın, bir siyasi partinin çatısı altına girip yardım talep ettiğinde karşılaştığı o soru; "Üye misin?", aslında siyasetin geldiği son noktayı özetleyen sert bir vesikadır.
Eğer bir yardım eli, kişinin ihtiyacına göre değil de cebindeki üyelik kartına göre uzanıyorsa, orada artık "hizmetten" değil, "siyasi vesayetten" söz edilir. Bu tablo, yardımlaşma ruhunun partizanlaştığının, kapıya gelenin derdinden çok oy potansiyeline bakıldığının açık bir tescilidir.
Sosyal Yardımların Partizanlaşması
Yardım paketleri bir lütuf değil, toplumsal dayanışmanın bir gereğidir. Özellikle Ramazan ayı gibi maneviyatın doruğa çıktığı bir dönemde, yardımı bir "üyelik şartına" bağlamak, adaleti ve hakkaniyeti askıya almaktır. AK Parti teşkilatının takındığı bu tavır, yardımı bir hak olmaktan çıkarıp, partiye sadakat karşılığında verilen bir "imtiyaza" dönüştürmüştür.
Siyasetin sınıfta kaldığı yerde esnafın onuru
Gökçebey’deki bu olayda asıl dikkat çekici ve belki de içimizi ferahlatan nokta; iktidar gücünü ve kamu kaynaklarını elinde tutan bir teşkilatın yapamadığını, kendi alnının teriyle geçinen bir esnafın yapmasıdır.
Koca bir parti binasından eli boş dönen vatandaşın imdadına, mahalle esnafının yetişmesi; siyasetin halktan koptuğunun, halkın ise hâlâ birbirine tutunduğunun en net kanıtıdır. Esnafın bu onurlu duruşu, sadece bir yardım paketi değil, aynı zamanda siyasetçilerin suratına çarpılmış bir "insanlık dersidir".
Vicdanlarda Açılan Yara bu olay, "münferit bir hata" denilerek geçiştirilemez. Bu, vatandaşı "bizden olanlar" ve "olmayanlar" diye ayıran sakat bir yönetim anlayışının tezahürüdür. Ramazan ayının ruhuna, devlet adamlığı ciddiyetine ve siyasi ahlaka taban tabana zıt olan bu ayrımcılık; sadece o vatandaşı değil, toplumun adalete ve siyasete olan güvenini derinden sarsmıştır.
Siyasetçiler unutmamalıdır ki; binalar geçici, koltuklar emanettir. Geriye kalan ise sadece zor zamanında milletin elini nasıl tuttuğunuzdur. Gökçebey’de o el tutulmamış, aksine itilmiştir.
Şimdi sormak gerekir: Milletin partisi olmak, milletin açlığını üyelik şartına bağlamak mıdır?
Sağlıcakla kalın.