Geleneksel sahnelerin emektarı dansöz, mesleğinin erbabıdır. Müziğin ritmine ayak uydurur, gerdan kırar, bel büker; fakat bunu saklamaz. Ne yaptığını, neden yaptığını herkes bilir.

İzleyici salona ne için geldiğinin farkındadır, performansın sonunda alkışını toplar ve sahneden çekilir. Dansöz, kimseyi "memleketi kurtarma" vaadiyle kandırmaz; ritmin hakkını verir.

Peki ya bizim siyaset sahnesinin kadrolu yıldızları? Onlar parti değiştirdiğinde tam olarak ne yapıyor?

Son dönemde Türk siyasetinde bir "rozet sökme, rozet takma" furyasıdır gidiyor. Seçim zamanı belirli bir fikri, bir omurgayı ve en önemlisi kendisini o koltuğa taşıyan seçmenin iradesini temsil edeceğine dair yeminler edenler, sandık mürekkebi kurumadan kendilerini karşı mahallenin kucağında bulabiliyor.

Gerekçe ise hep aynı bayat ambalajla sunuluyor: "Milletime daha iyi hizmet edebilmek için..."
Sormak lazım: Dün "memleketin felaketi" dediğiniz bir siyasi oluşum, bugün ne oldu da hizmetin tek adresi haline geldi?

Hangi ulu fikir çatışması, hangi derin ideolojik hesaplaşma sizi bir gecede tam zıt kutba savurdu?

Halkın gözünün içine bakarak yapılan bu hamlelerin arkasındaki gerçeği biliyoruz. Birçoğunun ajandasında ideoloji değil, koltuk ikbali; ilke değil, siyasi ikbal hesabı yazıyor.

Seçmenin helal oylarıyla alınan yetki, adeta kişisel bir ganimet gibi pazarlık masalarına yatırılıyor.

Sahnedeki dansöz en azından ritme uyar, sanatını icra eder ve dürüsttür.

Bükülen belinin, kıvrılan gövdesinin bir estetiği vardır.

Siyasetteki "kıvırma" hareketleri ise ne bir estetik barındırıyor ne de dürüstlük.

Seçmen sandığa gidip iradesini teslim ederken siyasetçinin ideolojik esnekliğini değil, sözünün arkasında duracak omurgasını oyluyor.

Bir partinin bayrağı altında seçilip, ertesi gün seçmenin iradesini hiçe sayarak güç neredeyse oraya yelken açmak, esneklik değil; seçmen iradesine yapılmış açık bir hürmetsizliktir.

Millet artık bu bayat senaryoları yutmuyor. Sandık önlerine tekrar geldiğinde, o rozetleri her mevsime göre değiştirenlerin değil; durduğu yeri, sözünü ve omurgasını koruyanların hesabını görecektir. Siyaset, kişisel ikbal sahası değil; millete verilen sözün arkasında durma sanatıdır.

Çünkü bu millet, kıvıranı sahnede izlemeyi sever; siyasette ise dik duranı arar.
Ne dersiniz?
Sağlıcakla kalın.