İnsan, bazen olmasını istediği şeye inanır.

-Alper Sezer.

Bu aforizma, psikolojide "hüsnükuruntu" (wishful thinking) veya "doğrulama eğilimi" (confirmation bias) olarak adlandırılan insan davranışının en yalın ve vurucu özetidir. İnsanın mantık ile duygu, gerçeklik ile arzu arasındaki o ince çizgide nasıl bocaladığını gösterir. ​Bu cümlenin altındaki temel katmanlar şunlardır.
​
​İnsan her ne kadar akılcı bir varlık olduğunu iddia etse de çoğu zaman kararlarını ve inançlarını duygularıyla şekillendirir. Bir şeyin gerçekleşmesini çok istediğimizde, zihnimiz o şeyin lehine olan kanıtları büyütür; aleyhine olan nesnel gerçekleri ise gürültü olarak görüp bastırır.
​
​Gerçekler bazen soğuk, acımasız veya karmaşıktır. İnanmak istediğimiz şey ise bize konfor, umut ve güven sunar. İnsan zihni belirsizliğin ve kaygının getirdiği baskıyı hafifletmek için, arzularını bir "sığınak" haline getirir. Yalan bile olsa, bizi rahatlatan bir ihtimale sarılmak, yakıcı bir gerçekle yüzleşmekten daha kolay gelir.
​
​İnanmak, sadece zihinsel bir kabul değildir; tutumlarımızı ve eylemlerimizi de biçimlendirir. Bir şeye inanmak istediğimizde farkında olmadan kendimizi ve çevremizi o inancı haklı çıkaracak şekilde manipüle ederiz. Bu durum bazen kişiyi hayal kırıklığından koruyan bir iyimserlik sağlarken, bazen de göz göre göre gelen tehlikeleri körleştirir (devoir de vérité / hakikat sorumluluğundan kaçış).

​Özetlemek istersek bu aforizma; gerçeklerin nesnel bir şekilde görülmediğini, insanın kendi arzularından ördüğü bir prizmanın arkasından dünyaya baktığını hatırlatan derin bir özeleştiridir.